İsfahan'dan Çıktım Çektim Besmele, Hamdu Senalar Olsun Geldim İsmil'e
Hüsnî



Asıl adı Mehmed Hüsnü'dür. Babaları Konyaya oniki saat mesafede bulunan İsmil köyünde doğmuş olan Mülâzım Halil Ağa'dır. Son zamanlarını Konya'nın Pirî Mehmed Paşa mahallesinde aldığı evde geçirmiştir. Halil Ağa,oğlunu küçük yaşta yetim bırakarak vefat eylemiştir.

Hüsnü Efendi, akrabalarının delâlet ve himmetiyle Konya'da, o vakte göre,en iyi ve en büyük sayılan Rüşdiye Mektebi'nde tahsilini tamamlamış ve medresede Arapçayı düzgün bir şekilde tahsil ederek,özel surette de Farsça öğrenmiştir. Bu iki dilde güç sahibi olunca edebiyata heves etmiş ve pek çok şiir söylemiştir.

O zaman Konya'da yalnız Konya adında bir vilâyet gazetesi yayınlanıyor, Hüsnü Efendi ve benzeri gençler şiirlerini bu gazetede yayınlıyorlardı. Birbirleri hakkında bazı eleştirilerde bulunuyorlardı. Memuriyet hayatına ilk defa Zabıt Kâtipliğiyle başlamış ve Konya'da bir müddet hizmetten sonra Mahkeme Başkâtipliğiyle Nevşehire gitmiştir. Orada da az bir müddet kalarak Konya vilâyeti İdare Meclisi Başkâtipliğine atanmış fakat bu memuriyette, otuz üç yaşındayken Mayıs 1310/1892-3'de vefat etmiştir.

Kabir taşında meşhur Abdulhalim tarafından yazılan şu kıt'a vardır.

                       

Âh eyle kenz-i hamiyyet,ma'den-i sıdk u vefa

Kıl bu ulviyatı ile nezd-i Hudâda iftihâr

İ'timâd-ı tâm ile tarih-i tâmın söyledim

Eyledi Hüsni Efendi cenneti cây-ı karar

           

O tarihte Abdulhalim Memduh, Konya'da sürgünde bulunuyor ve her gün, her saat Hüsnü Efendi ile beraber vakit geçiriyorlardı. Hatta merhumun kabir taşını bu zat yaptırmış ve masrafına ailesini karıştırmamıştır.

Hüsnü Efendi ahlâken çok nezih idi. Doğru, namazında, dindar, fukara-perver, herkesin işini görmeyi sever,mütevazı, gani gönüllü  bir zat idi. Bütün vilâyet halkının sevgisini kazanmıştı.

Üstad Veled Çelebi, yazdıkları bir mektupta, Hüsnü Efendi hakkında diyorlar ki: '' Merhum, mekârim-i ahlâk numunesi idi.Namuskar, pâk-nihad (Kız gibi) tâbirine mâsadak, temiz bir adam idi. Her nevi eğlenceye suretâ iştirak gösterir, fakat beş dakika sonra başka odaya çekilerek resmi işleriyle meşgul olurdu. Ağzına içki koymamıştı. Son derece tevazû ve mahviyete mâil olduğundan kendisiyle hususi görüşmeyen kemalâtına vakıf olamazdı. Bir vakit Konya gazetesinde Mektupçu Nâzım Bey (Vali Nazım Paşa) edebiyat sütunu açmıştı. O,bir gazel söyler; merkezden, mülhakattan nazireler sökün ederdi. Fakat hiçbiri Hüsnü Efendi kadar muvaffak olamazdı.

Oğulları Kâzım Hüsnü Beyefendi de bir mektuplarında babalarının ilim hayatlarını şu suretle yazıyorlar:

'' Babam vefatına kadar intişar eden ve o zamana göre, âsar-ı cedide ıtlak olunan bütün kitapları okumuştur."

Eski edip ve şairlerin divanlarını da hemen kâmilen mutalaa etmiştir. Mesnevi'ye meraklı idi ve severdi. Farisîsi gayet kuvvetli idi. Türkçe yazdığı eserlerde cidden güzeldi. Kendisiyle muhabere eden zevattan gelen mektupları kısmen topladım, kütüphanemdedir. Bugünün ifadesine muvafık ve çok tatlıdır. Kendisi münşiyâne şeyler yazmaya dahi muktedir imiş. Zamanında valilerin Mâbeyne yazdıkları  arîzaların el yazısıyla müsveddelerini buldum. Hakikaten münşîyânedir. Veled Çelebi Efendi edebiyat sahasında babamdan istifade ettiğini söyler ve bugün hâlâ bana (Hoca-zâdem) diye hitap eder.

Merhumun şiirlerinden bir kısmı Konya gazetesinin eski koleksiyonuyla ''Konya Mahsulü'' diye toplanılan mecmuada bulunmaktadır. Şu gazeller kendilerinindir:

{(Ergun-Uygur)1926:23-26;Tuman 1949:I/196;İnal 1970 IV/682-683 }

                       

 

Gazel

Sanma biz mâ'il-i tavr u emel-i nâ-halefiz

Hıfz-ı temkîn ederiz hâ'iz-i kadr ü şerefiz

 

Eyleriz her işimiz hükm-i kazâya tafvîz

Ki bu mihnetgedede sâlim-i hüzn ü esefiz

 

Kec-fikir ehline iffette tehâlüf ederiz

Nâvek-i ta'nına nâsın da bu yüzden hedefiz

 

Öyle reng-i hazef-i dehre firifte değiliz

Bahr-i irfânda müdâm tâlib-i dürr ü sadefiz

 

Hüsniyâ gerçi harabât-sıfâtız lâkin

Âşıkız ârif-i remz ühikem-i ''men aref'iz

([Ergun-Ugur]1926:25)

 

Gazel

Gitsin âhım yâre der-i bî-şumânım söylesin

Iztırâb-ı kalb-i ye'sim iğbirârım söylesin

 

Hande-i ruhsâr-ı gülgûn[ı] firâkıyla hemân

Ağlamakta eşk-i dîdem ıztırârım söylesin

 

Fikret-i aşkıyla her ân çektiğim mihnetlerin

Şiddetin cismimdeki dağ-ı hezârım söylesin

 

Haste-i nevmîd-i hicri olduğum ma'şûkuma

Bang-ı feryâdım bu âh-ı ihtizârım söylesin

 

Ben fedâ-yı nefse hâzırken sezâ mı firkati

Kendi vicdânınca bir söz Hüsnî yârim söylesin.

([Ergun-Uğur]1926:26)

 

 

Gazel

Rumûz-ı vahdetin âyîne-i îkânıdır hüsnün

Vücûd-ı dü cihanın bâdî-iimkânıdır hüsnün

 

İzarın neş'esinde buldu zînet âlem-i hestÎ

Tecelliyat-ı hüsnün safha-i seyranıdır hüsnün

 

Ruhunun bûyundan aldı reng ü bû ezhâr-ı tahlile

Riyaz-ı ''Li-ma'allah'' ın gül-i  handanıdır hüsnün

 

Şu'â'-ı vechinin zerrâtıdır mihr ü meh ü encüm

Hüviyyet bezminin kandîl-i nûr-efşanıdır hüsnün

 

Vücûd-ı akdesindir kâinâta maksem-i rahmet

Usât-ı ümmetin ser-nâme-i gufranındır hüsnün

 

Cemâl ü hüsn ü ânın âşıkıdır cümle mevcûdât

CemâL ü hüsn ü Ânın çün mücessem ânıdır hüsnün

 

Sevâd-ı rûyunu nûr-ı şefa'tla münevver kıl

Mutahher ravzanın kulu kurbanıdır Hüsnü'n...

 

                       

 

 

Gazel

Meh kusurun gösterir devrinde âyâ gözlerin

Bir nazarla mest eder uşşâkı zirâ gözlerin

 

Mülhidi ilzâm için vechindeki âyat ile

Kudret-i kuddûsü istidlâle fetva gözlerin

 

Câmi'-i hüsnündeki hatt u nakûşa sırdır ol

Mihrâb-âsâ kaşların satjında tuğrâ gözlerin

 

Ben bu keyfiyetteki esrarı hissetmez iken

Metn-i aşkı kalbime bak etti imlâ gözlerin

 

Hüsnî-i gam hâra bahş eyler hayat-ı câvidan

Nim nigâh-ı lutf ile kılsa temâşâ gözlerin

 

Gazel

Lutf-ı dilberden dirîga dûr u mechur olmuşuz

Bâde-i firkatle şimdi mest ü mahmûr olmuşuz

 

İsteriz kayd-ı ta'alluktan dil-âzad olmağı

Dâm-ı aşktır câyımız andan ki ma'zür olmuşuz

 

Dönmedi çarh-ı felek bervech-i ikbâl bizde de

Dâima idbâr ile pür derd ü gam-hür olmuşuz

 

Gayret-i ağyâra karşı gerçi şadanız gibi

Biz murad üzre ne gün dilşâd u mesrûr olmuşuz

 

Kalmadı tenşît u hurrem bir zaman  Hüsnî ki kayf

Bu vefâsız dehrde bîhude mağdûr olmuşuz...

 

Gazel

 

Biz harâbatız cihana gelmedik âbâdlığa

Defter-i kübrâda mestur nâmımız nâşâdlığa

 

Gerçi gam sûk-ı fenâda kulluğa bey'eyledi

Şimdi bildim almamış yâhû bizi âzâdlığa

 

Fârig ol Şirîn-i şûhtan çok muti'olmaz dilâ

Âleme bir biz mi geldik yâr içün Ferhâdlığa

 

Ben bu gün sad renc ile nâkeslerin şâkirdiyim

Bir müsâid olmadı bu tâliim üstâdlığa

 

Hüsnü hâlinden şikâyet eyleme sabr et hemen

Gâfil olma gelmedin çün dehre sen dâmâdlığa

 

Gazel

Serbeser ruhsar-ı gülfânımda mebsût benlerin

Dâm-ı zülfe sayd-ı dil kasdiyle meşrût benlerin

 

Mâh-ı 'âlemtâbın etrafındaki encüm gibi

Allah Allah 'ârız-ı pürnûra mahtût benlerin

 

Dilleri ilka eder çah-ı zenahdana hemen

Ârzû-yı vuslatı gerdende menkût benlerin

 

Sevdeti zinet fezâ-yı vech-i tabanın iken

Hatt-ı zerrinle nevânev şimdi mazbut benlerin

 

Hasret-i hâl-ı siyahın fikr edip ey dilrübâ

Kıldı hayfâ Hüsni-i dilzârı mehbût benlerin 

 

Gazel

 

Aşk ile biz mest ü medhuş-ı şarâb-ı hasretiz

Pür melâl-i mihnetiz zîrâ musâb-ı hasretiz

 

Bir zaman âbâd idik şevk-ı vis^^al-i gül ile

Lâne-i bülbül gibi şimdi harâb-ı hasretiz

 

Cennet-i vaslında hayfâ şâd u mesrûrdur rakîb

Dûzah-ı hicrinde biz ender azâb-ı hasretiz

 

Bir vakittir hazret-i yârin zülâl-i zevkına

Öyle atşânız ki hattâ dil kebâb-ı hasretiz

 

Vuslat ile bir deva kılsan nolur bu Hüsnü'ye

Biz anınçün hasta-i pür ıztırâb-ı hasretiz

 

Gazel

 

Rûy-ı lutf u merhamet gösterme ey gül hâra sen

İltifat etme aman ol bed-lıka ağyâra sen

 

Bezm-i bed-nâm-ı rakîbe azm ile ey dilrübâ

Yakma bihude dil-i uşşâkı sönmez nâra sen

 

Endiş-i aşkınla bihûş olduğum ayb eyleme

Çünkü sevk ettin beni bu vadi-i efkâra sen

 

Ey tabîbim ver devâ-yı vaslın Allah aşkına

Tig-ı müjgânınla açtın sineme çün yâra sen

 

Arz-ı hâcât etmeğe kim âsitân-ı yâra var

Bâb-ı ağyârda dolaşma Hüsniyâ âvâre sen



Derleyen Murat YAYLACI